• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kitapkonagi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905334645270
Okuyalım, Okutalım
Takvim
Site Haritası
Abdullatif Acar
Umut Adına Martı Olmak
10/07/2020


Umut Adına Martı Olmak, çok anlamlı ve derin içeriği ihtiva eden bir cümle. Nazım Hikmet'in "İnsan; denizin olmadığı yerde, umut adına, martı olmalı" sözünden ortaya çıkmış bu cümle, umudun tükendiği yerde, ümit kapılarını aralamak adına, insanın sırtına büyük sorumluluklar yüklüyor.
 
Nazım Hikmet ilgili yazısının bir bölümünde Bağdat'ta çok iyi minber yapan bir marangozun hikâyesini anlatır. Yaptığı minber çok güzeldir. Marangoz onu Kudüs için yaptığını söyler. Gelen, giden Kudüs işgal altında olduğundan o minberi kendi camileri için ister. Her gelene marangoz çok hikmetli şu sözleri söyler: 
 
“Benim elimden gelen bu. Ben zanaatkârım. Minber yontarım. Bir babayiğit de çıksın, Kudüs’ü geri alsın. Bu minberi de yerine oturtsun.”
 
Dilden dile ün salan bu minber her tarafta konuşulur olmuş. Aynı hikâyeyi yedi sekiz yaşlarında bir çocuk da işitmiş. Ama o, eserin güzelliğinden ziyade, müessirin vasiyetine kulak vermiş.
 
Aradan kırk yıl geçmiş ve o minberi durması gereken yere; Mescid-i Aksa’ya yerleştirmiş. Diller onu Selahaddin-i Eyyubi diye anmış… Nazım Hikmet hikâyenin sonunu şöyle bağlar:
 
“Elden gelenler. Ne gelir elimden? Ne gelir senin elinden? Emekler beğenilsin veya beğenilmesin, denilenler yerilsin veya övülsün bir şeyler yapılmalı. Öfkelenmek yerine bir şeyler yapmalı. Yarar mı yaramaz mı, onu bilemeyiz. Ama insandan beklenen, karanlığa küfretmek yerine bir mum yakmak. Sorumluluğu hisseden herkes, en iyi olduğu konuda bir şeyler yapmalı. Kiminin yaptırım gücü, kiminin alın teri, kiminin aklı, kiminin duası, kiminin yapıcı tutumu, kiminin umudu… Ama sonunda “ahlâk minberini insanlık mabedine yerleştirebilmeli.” Şu anda ihtiyacımız olan bu.”
 
Evet, herkesin bir eksik tarafı, içten içe yanan; söndürülmesi gereken bir ateşi, derman gereken bir derdi, tutup kaldıracak bir ele ihtiyacı var. Belki bütün bunlar, işkâl altındaki Kudüs’e minber koyacak kadar zor değildir ancak Kabe'yi tamir etmiş kadar sevap olan bir gönlü ihya etmek kadar büyük mü büyük bir fetihtir. Gönlün fethi… 
 
Ümit arayan binlerce insandan sadece bir tanesi Ömer Faruk Morkoç kardeşimiz. Bu kardeşimizin umut yolculuğuna uzanan aşağıdaki mektubu karşılıksız kalmamış elbette; Uyanış Yayınevi’nin sahibi Ahmet Bilgehan Arıkan Beyefendi “Umut Adına Martı Olmak” kitabını basıp geliriyle bu kardeşimizin tedavisine yardımcı olmaya söz vermiş. Ömer Faruk kardeşim bir ümitle yazdığı mektubunda hastane hayatını şöyle anlatıyor: 
 
"Merhabalar, öncelikle iyi günler dilerim. Ben Ömer Faruk Morkoç. 20 yaşında bir lise talebesiyim. 2007 yılında 7 yaşında iken geçirmiş olduğum trafik kazası nedeniyle tekerlekli sandalyeye mahkûm kalan birisiyim. 13 yıldır bu hayatta yaşam mücadelesi veriyor ve nice zorluklarla karşılaşıyorum. Ben bir engelliyim çocukluğu elinden alınan. Ben bir çocuktum oyuncakları kırılan. Çok uzun zaman oldu çocukluk yapmayalı ama artık bir umudum var. Bu durumdan kurtulmam için bir tedavi var ama benim bu tedaviyi karşılayacak durumum yok.
 
Ben sizlerden yastığımın altında sakladığım ve bir daha hiç oynamadığım bilyelerimi istiyorum. Ben sizlerden süremediğim için gözümün önünde çürüyen bisikletimi istiyorum. Eğer bu konuda bana yardımcı olursanız ömrüm boyunca sizlere minnettar olacağım. 
 
24 Haziran 2019'da tedavimin ilk seansı gerçekleşti ve 6 seans sürecek zorlu bir süreç benim için başlamış oldu. Bir ay ara ile diğer seanslarımı oldum. Her gün iğne oluyor ve zorlu süreçte ilerlemeye çalışıyordum. Hastane odalarında geçen bir ömrün güzel sonuçlara ulaşma ihtimali bile benim daha da umutlanmamı sağlıyordu. Sosyal medyadan gelen mesajlar yorumlar iyi insanların yanımda olduklarını bildirmesi benim başarma hevesimi daha da arttırıyordu. Nitekim tedavim devam etti. 1.2.3.4.5 derken sonunda 6. seansı oldum. Her seans benim için zorlu bir imtihandı aslında. Her ayın başında 30 bin TL bulmam gerekiyordu ve biliyor musunuz benim bu tedaviye başladığımda cebimde 20 TL bile yoktu. 200 bin TL’yi aşan bir tedavi oldum. Belediyeden, derneklerden, iş adamlarından, kaymakamlıktan derken bir baktım ki sona yaklaşmışım. Sonuncu seansım yani 6. seansımın zamanı geldi lakin ben hâlâ tedavi ücretini bulamamıştım. İyi bir insandan yardım istedim, sevgili Haluk Levent’e konuyu arz ettim. Kendisi de bana yardımcı oldu ve sonuncuyu da onun yardımı ile hallettim. Şu anda bir fizik tedavi hastanesindeyim. Uzun bir süre fizik tedavi göreceğim. Bu süre esnasında gerek kullanacağım aparatlar gerek ilaçlar gerekse tedavi göreceğim yerler için yine bir yükün altına gireceğim. Umut ediyorum ki başaracağız. Çünkü biz iyi insanlarız. İyi insanlar iyi şeyleri hak ediyor. İyi olun. Var olun…”
 
Son olarak “umut ediyorum ki başaracağız siz iyi insanlarsanız” dediği ise Ahmet Bilgehan Arıkan, Arıkan, 52 yazarın yazısından oluşan “Umut Adına Martı Olmak” kitabını ücretsiz basıp gelirini bu kardeşimizin tedavisi için kullanmayı hedeflerken bisikletine binemeyen, çocukluğu elinden alınıp hayatın karanlığında bir ümit ışığı arayan, yastığının altında oynayamadığı bilyelerine kavuşmak isteyen kardeşimize bir kapı aralamak istemiş.
 
Evet, bütün kapıların kapandığı, insanın dert, keder ve sıkıntılarıyla baş başa kaldığı, umutların tükendiği bir yerde umut olmak insanların hayal ettiklerine kavuşmasını sağlamak çok güzel bir duygu olsa gerek!  
 
Boşluğa bağıranların çok olduğu, benliğin ve bencilliğin hüküm sürdüğü, herkesin kendi nefsini düşündüğü bir dünyada unutulanları hatırlayanların varlığı elbette ki ümit meşalesinin bu ülkede hiç sönmediğini gösteriyor. Fırtınalı bir denizde merhamet küreğiyle sahile çıkmak için yüreğinizi ortaya koymak sadece sıkıntılı insanlar için değil, insanlık içinde bir ümit değildir de nedir? Koskocaman bir ömrü yeniden inşa ve ihya etmenin azmini kuşanmaktan daha büyük bir erdemlilik olur mu? Düşen birisinin elinden tutup kaldırmak ihsanın iyiliğin en güzelidir. Başkasını kendine tercih etmek isar kavramıyla ifade edilen zirve bir noktadır.   
 
Dertli olanın derdine derman olmak, sıkıntısı olanın sıkıntısını gidermek, çare arayanın çaresi olmak, imdat çığlıklarına kulak kabartmak, isteyene vermek, gelmeyene gitmek her şeyden önce güzel ahlâktan ibaret olan yüce dinimizin emridir. 
 
Yüce dinimiz İslam diğerkâmlığı çok önemsemiş, kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istememizi, kendimize reva görmediğimizi başkalarına da reva görmememizi imanın gereği olarak görmüş, insani ilişkilerimizde devamlı merhametli olmamızı istemiştir.  
 
Öyleyse bu kardeşimiz gibi yüzlerce belki binlerce insan için ümit olmayı hedefimize koyup mutlaka bir şeyler yapma azmi içerisinde olmalıyız. Onların seslerine kulak vermeli, yardım taleplerini karşılıksız bırakmamalıyız. 
 
Biz de bu duygu ve düşüncelerle bu kardeşimize umut olabilmek niyetiyle, mektubunu köşemize taşıyarak bu boşluğu doldurabilecek “Umut Adına Martı Olmak” kervanına katılacak merhamet timsali insanlara çağrıda bulunmak istedik.
 
Selam ve dua ile…
 
www.dinigercekhaber.net sitesinden alınmıştır.


191 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları