• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kitapkonagi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905334645270
Okuyalım, Okutalım
Takvim
Site Haritası
İbrahim Ethem Gören
Asker elbisesi düşmanda korku uyandırmalı
24/01/2015

"Tekrar belirtmek isterim ki bu düşünce artık "kim olduğumuzun" farkına varmaya başladığımızı göstermesi açısından takdire şayandır."

Anadolu Ajansı'nın geçtiğimiz hafta servis ettiği fotoğraflar gündem oluşturdu. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Anadolu Ajansı foto muhabiri Aykut Ünlüpınar'ın çektiği fotoğrafların öznesinde Türk devletlerinin savaş kıyafetlerini kuşanan askerler vardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ı, 16 büyük Türk devletinin askeri kıyafetlerini kuşanmış subaylarla birlikte karşılamıştı.

Tören, renkli görüntülere sahne olmuş, keyfiyet yazılı ve görsel medyada tartışma konusu haline gelmişti.

Sanatkârlar, gazeteciler, mizah yazarları/çizerleri, tarihçiler, eski Türk edebiyatı hocaları ve daha pek çok kişi fotoğraflarla ilgili görüşlerini ifade etti.

Fakat kamuoyu hadisenin magazin yönüyle ilgilendi. Meseleye Cumhurbaşkanlığı forsunda yerini bulan 16 Türk devleti zaviyesinden bakan/inceleyen pek olmadı...

Türk devletleri askeri kıyafetleri konusunda çalışmalar yapan, Talimhane Okçuluk Kulübü Başkanı Av. Adnan Mehel ile tarihi Türk devletlerinin askeri kıyafetleri üzerine hasbıhal ederek, ecdadımızın savaş kıyafetlerini irdeledik...

İbrahim Ethem Gören: Adnan Bey, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki karşılama törenindeki askerlerin kıyafetlerini nasıl buldunuz?

Adnan Mehel: Düşünce olarak çok güzel bulduğumu söylemek istiyorum. Tarihi arka plana baktığımızda hiçbir devletin bu kadar köklü ve görkemli bir geçmişe sahip olmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu zenginliğin nihayet farkına varılması, sadece Cumhurbaşkanlığı forsunda yıldız olarak veya sadece tarih kitaplarında bilgi olarak değil, görsel olarak da canlandırılması fikri çok güzel bir düşünce.

Aslında çok kişinin düşündüğü ama uygulama imkânı bulamadığı bu düşüncenin hem devletin vitrini sayılan bir mekânda uygulanabilmesi ve hem de en yüksek makamca kabul görmesi gerçekten takdir edilecek bir durumdur. İlgili ve yetkililere çok teşekkür ediyoruz.

TARİHSEL MİRASIN VURGULANMASI ÖNEMLİDİR

Tarihi kıyafetler sizde ne tür çağrışımlar yaptı?

Devletimiz ve milletimiz dünya tarihin aslî unsurlarındandır. Bu tarihsel mirasın vurgulanması önemlidir Ve bu altı çizilmesi gereken çok önemli bir konudur.

Bizde maalesef "Bize tarih olarak Osmanlı ve Selçuklu yeter gerisine gerek yoktur" diyebilen akademisyenler ve sözde aydınlar bulunmaktadır. Bazıları da tarihimizin sadece İslam'la ilgili olan kısmının yeterli olduğunu düşünmektedir. İslam öncesi veya İslam dışı periyotlara çok fazla ilgi gösterdiğimizi de söyleyemeyiz maalesef.

Oysa bizim tarihimiz her şeyiyle bizimdir ve sahip çıkılmalıdır. Kendi tarihine bizim kadar küskün ve geçmişi ile bu kadar kavgalı başka bir millet daha yoktur.

Şimdi atalarımızın kurmuş oldukları bu devletlerin sembolik olarak canlandırılması ve hele hele devlet başkanının bu hususa önem atfedip en önemli protokolde bu düşünceye yer vermesi heyecan verici bir durumdur.

Bunu umumi Türk tarihine daha geniş açıdan bakma iradesinin bir başlangıcı olarak görmeyi arzu ediyorum. Tarihte silinmez izler bırakmış atalarımızın yeni nesillere tanıtılması açısından bu uygulamayı çok önemsiyorum.

OSMANLI GRAVÜRLERİNDE SULTANIN HUZURUNDA AĞIR ZIRHLI SAVAŞÇIYA RASTLANMAZ

Fotoğraflara baktığımızda kalpak, miğfer, mızrak, teber, âlem ve daha önemlisi bir ihtişam ve estetik görüyoruz; savaş estetiği... Bu hususta neler söylemek istersiniz?

Şu an konu ile ilgili herkes bir şeyler söylüyor. Sırf eleştirmek için bir şeyler söylemek olmaz, ancak yapıcı manada bir takım önerilerde bulunmak da mümkündür diye düşünüyorum.

Örneğin ilk dikkatimi çeken bazı kıyafetlerin ağır zırh bazı kıyafetlerin de hafif zırh veya tören kıyafeti şeklinde olması...

Her askerin sadece ağır zırhlı veya hepsinin hafif-şilte zırhlı veya tören kıyafetli olarak canlandırılması görsel açıdan çok daha uyumlu bir görüntü oluşturabilirdi.

Hatta ağır zırhların hiç tercih edilmemesi daha uygun olurdu diye düşünüyorum.

Osmanlı veya Selçuklu konulu minyatürlerde, gravürlerde sultanın huzuruna çıkışlarda ağır zırhlı savaşçıya rastlanmaz. Bunun yerine ihtişamlı tören kıyafetleri bulunur.

Ayrıca her bir kıyafetin tek tek canlandırılmış olması ve 16 savaşçının yan yana durması yerine her bir kıyafetten birer manga asker hazırlanmış olsaydı görüntü çok daha görkemli olurdu diye düşünüyorum.

Mesela dörder mangadan bir takım ve toplam 3 takımda 16 devleti temsilen birer manga askerden oluşan görsel, çok daha etkileyici olurdu.

Ayrıca kıyafetlerin bu kadar farklı renklerde olması yerine birbirine yakın renklerden seçilmesi daha isabetli olurdu diye düşünüyorum. Ancak tekrar belirtmek isterim ki bu düşünce artık "kim olduğumuzun" farkına varmaya başladığımızı göstermesi açısından takdire şayandır.

OSMANLI KIYAFETLERİNE DAİR DERLİ TOPLU BİR KİTABIMIZ YOK

Mensuplarınızı; Talimhane Okçuluk Kulübü üyelerini yurtiçinde ve yurt dışındaki müsabakalarda/programlarda rengârenk okçu kıyafetleri içinde görüyoruz. Bu giysileri nasıl temin ediyorsunuz? Okçuluk kıyafetlerine dair elinizde ne tür belge, bilgi ve doküman yer alıyor?

Bizde maalesef bu konuda yeterli çalışma yok. Akademisyenlerimiz alınmasınlar ama bizde tarih hâlâ konu başlıkları ile çalışılıyor. Detay çalışmalar maalesef yapılmıyor. Bizde hâlâ Osmanlı kıyafetleri ile ilgili derli toplu bir kitap yoktur. Olanlar da zaten teşhirde olan ürünlerin fotoğraf katalogundan öteye gitmemektedir.

Selçuklular ile ilgili olarak Türk tarih kurumundan bir kitap dışında ikinci bir kitap gösterme şansınız da bulunmamaktadır.

Bizler maalesef yabancıların yaptıkları araştırmalardan veya bizzat yaptığımız çalışmalarla kıyafetlerimizi, kaftanlarımızı kendimiz üretiyoruz. Hamdolsun geleneksel sanatlarla uğraşan üstadlarımız da bu konuda bize ciddi destek veriyorlar.

SANATÇI DESTEĞİ OLMADAN GELENEKSEL KIYAFETLER HAYATA GEÇEMEZ

Sanatçı desteği olmadan geleneksel bir kıyafeti canlandırmanın oldukça zor olduğunu söyleyebilirim.

Türk ve Osmanlı savaş ve savunma kıyafetlerinde deri önemli bir yer tutuyor. Bu keyfiyet göçebelikle mi yahut nasıl telif edilebilir?

Tabii ki. Göçebe toplumlar önemli geçim kaynağı olan hayvancılıkla beslenir. Giyim kuşamını da hayvan derileri üzerine kurgular.

Bir savaşçının örtünme dışında başka ihtiyaçları için de deri, tekstil, kürk veya keçeye ihtiyacı vardır.

Sivil insanlardan farklı olan bu ihtiyaç birkaç şekilde kendini göstermektedir. Bunlar savaşçıyı ok ve kılıç darbelerinden koruyacak zırh veya kalkan gibi koruyucu araçlar olabileceği gibi, askeri hiyerarşik düzende, bulunduğu konumu belirleyen özel kostümler veya işaretler de olabilir.

Bunun dışında keskin ve sivri silahlarını vücuduna ve atına zarar vermeden üzerinde veya atının terkisinde rahat taşıyabileceği "pusat" diyebileceğimiz bir takım kılıf, kemer ve askılara muhtaç olduğu da aşikârdır.

HAŞMET/GÖRKEM SAVAŞ KIYAFETLERİNİN OLMAZSA OLMAZIDIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ı karşılarken ortaya çıkan görüntülerde bir haşmet ve azamet var... Bu keyfiyet savaş kıyafetlerinin olmazsa olmazı mı?

Elbette. Bu malzemelerin düşman üzerinde hayranlık ve korku uyandırabilecek etkiye sahip olacak şekilde tasarlanması ve süslenmesi gerekmektedir.

Savaşçının üzerine bindiği atını hem düşman silahlarından korumak, hem de etkili bir görünüme kavuşturabilmek için de özel bir takım eşyalara ihtiyacı olacaktır.

Savaşlarda orduyu rahatlıkla sevk ve idare etmek için düşünülmüş flama ve bayraklardan tutun da ordunun lojistik ihtiyacı için kullanılan çadır ve yurt gibi malzemeleri de bu meyanda anmakta fayda vardır.

Eski Türklerin savaş kıyafetleri nasıl ortaya çıkarılıyor?

Çok çalışmakla! Az önce saydığımız malzemeler, istisnaları hariç tutarsak genelde arkeolojik olarak elde edilebilen materyaller değildir.

Eski Türklerden, Hunlardan, Uygurlardan, kısacası bugün "Türk" diye isimlendirdiğimiz insanların geçmişteki akrabaları veya "atalarımız" diyebileceğimiz insanlardan maalesef elimize doğru dürüst yazılı kaynak ulaşmamıştır.

SAVAŞ KIYAFETLERİNDE TEMEL KAYNAK ÇİN BELGELERİDİR

Çin belgeleri var!

Doğrudur, var... Eski dönemlerle ilgili tek kaynak, yazılı Çin belgeleridir. Bu belgeler düşmanlarının tarihini yazmaktan çok, onlarla nasıl başa çıkabileceklerinin bilgisinden ibarettir. Çin kaynaklarındaki malumatların da objektif olmayan bir bakış açısı ile kaleme alındığını belirtmek isterim.

Eyvallah! Türklerin Ruslarla da epeyce teşrik-i mesaisi var... Rusça eserlerde bu yönde ne tür çalışmalar yapılmış?

Son zamanlarda arkeolojik verilere ulaşılabiliyor olması, özellikle Rusça eserlerin dilimize tercüme edilmeye başlanmasından sonra daha fazla bilgiye sahip olsak da şimdilik bunlardan çok az istifade edebildiğimizi söylemek isterim. Ancak onların yaptığı arkeolojik çalışmaların çok önemli olduğunu belirtmeliyim.

Özellikle Altay bölgesinde yaz kış çözülmeyen buzullar bazı kıyafetlerin hiç bozulmadan günümüze ulaşmasını sağladı.

Şu an Moskova Tarih müzesinde restorasyonu yapılmakta olan smokin de dâhil olmak üzere Ukok platosunda kazısı yapılan Altay prensesinin kıyafetleri neredeyse hiç bozulmadan zamanımıza ulaşabilen eserler. Araştırmanın detayı hakkında kısa bir kıyas verirsek bizde

RUS AKADEMİSYENLER SADAK VE TİRKEŞ HAKKINDA MAKALE YAZABİLİYOR

Osmanlı kıyafeti ile ilgili hiçbir araştırma yok. Adamlar bir Göktürk'ün sadak ve tirkeş asmak için kullandıkları kemer hakkında makale yazabiliyorlar

Göçebe Türk toplumlarının günlük kıyafetleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Burada yine Çin kaynaklarına müracaat ediyoruz. Çin kaynaklarında kıyafetler ile ilgili kısımlara baktığımızda "Göçebeler" diye isimlendirilen Bozkır halklarının oldukça etkileyici bir giyim tarzına sahip olduklarını söyleyebiliriz.

Her ne kadar, kaynaklarda sıkça onlara hakaret etmek üzere aşağılayıcı ifadeler kullanılmış olsa da Bozkırlıların çok kullanışlı ve çok etkileyici kıyafetlere sahip olduğu anlaşılmaktadır.

LUİ MAU-TSAİ: "TÜRKLER KÜRK VE KABA YÜNLÜ ELBİSE GİYER"

Bir misal var mı?

Tabii ki... Liu Mau-Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri kitabında bu hususta şöyle der: "Adet ve töreleri şöyleydi: Çoğunlukla hayvan yetiştirmekle uğraşıyorlardı.

Nerede su ve otlak varsa oraya göç ediyorlar, uzun zaman aynı yerde kalmıyorlardı. Keçeden yapılmış çadırlarda yaşıyorlardı; bellerine kadar uzun saçları vardı. Cepkenlerini soldan ilikliyorlardı; etle besleniyorlar, mayalanmış süt içiyorlardı; giysileri kürk ve kaba yünlüdendi."

Eski(mez) Türklerde savaş kıyafetlerine dair net tarifler var mı?

Elbette... Bu hususta Eski Türkler kitabında şöyle denilir.

"Piyade ve süvarilerin giysisi aynı. Yani her ikisi de at üstünde gidişe uygun. Bu bize, Türklerde piyadelerin savaşçı bir gurup olarak bulunmadığını gösteriyor.

Savaş giysisi, yakası çeneye kadar uzanan uzun cüppedir. Bu cüppe, bacağın yarısına kadar uzanır. Ve muhtemelen sol taraf yukarı kıvrılacağı için sağ taraftan tokalıdır. Cüppenin üzerinden giyilen metal plaka zırh, sıçandişi şeklinde kestane kızılı haşiyelidir.

Ve zırh, diz kapağına kadar uzanır. Belden ince bir kemerle bağlıdır; kısa kollu ve yüksek dirseklidir. Galiba kafadan geçirerek giyiyorlardı...

Savaşçılar, pars derisinden yapılmış sarı siyah lekeli bir şalvardan başka dizkapaklarına kadar uzanan yumuşak ve siyah çizme giyiyorlardı ki, bunlar büyük bir ihtimalle bugün bile Tibet'te ve Doğu Türkistan'da kullanılan keçe çizmelerdi."

ELBİSELERİN BAĞLAMA ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRMEK BAĞLI OLMAK ANLAMINA GELİR

Aksaray'daki askerlerin üzerindeki savaşçı kostümlerinde pek çok sembol var. Siz bu sembolleri nasıl okuyorsunuz?

Hemen her milletin olduğu gibi Türklerin günlük kıyafetlerinin ve savaş kostümlerin bir takım sembolik anlamları da vardır. İnsanlar eskiçağlarda bunları çok önemsiyorlardı.

Mesela Çinliler kaftanlarını sağ tarafta bağlarken, Bozkırlılar sol tarafta bağlıyorlardı. Elbisenin bağlama şeklini değiştirmek, tabi olmak manasında algılanıyordu.

585 yılında Doğu Türk Kağanı Şa-po-lüe, Batı Türk Kağanı Ta-t'ou tarafından tehdit edilmekte ve doğuda hüküm süren Ki-tanlardan çekinmektedir ve çareyi kuzey Çin'deki Sui Hanedanı'na sığınmakta bulur.

Vergi ödemeyi, muhteşem Türk atlarından hediye etmeyi, köle göndermeyi, hatta oğlunu rehin bırakmayı bile kabul etmiştir. Ancak Sui İmparatoru'na gönderdiği mektubuna şöyle devam etmiştir:

"YELME"YE BORNOZOĞULLARI (!) DEMEK HANGİ İRFANA SIĞAR!

"Yeleklerin çapraz iliklenmesi ve örgü saçların çözülmesine gelince (yani adetlerimizin değiştirilmesi) bu adetlerimizin Çinlilerin tarzına uyum sağlanması isteniyor, aynen müzik aletlerinin, Lu aletine uyum sağlaması gibi. (fakat) Bizim adet ve geleneklerimiz yıllardır kökleşmiştir, bu nedenle onları değiştirmeye gönlüm razı değil."

Kaftanın yakasının hangi taraftan bağlanacağı bile bu kadar önem taşırken Selçuklu da "yelme" diye bilinen Osmanlıda dahi kullanılan kıyafeti eleştirip bornozoğulları diye alay etmeye çalışanlar için bu alıntının önemli olduğunu düşünüyorum.

Peki Türk Kaanlarının giyim kuşamı nasıldı?

İbrahim Bey, fevkalede güzeldi. Bu hususta da Çin kaynaklarına müracaat edeceğiz.

Çinli ünlü Budist seyyah Hüan-dzanğ VII. Yüzyılda kutsal hac yolculuğuna çıktığında Batı Türk hakanlığına da uğrar. Onun hatıratından kesitler ve Batı Türklerinin kıyafetleri konusunda malumatı oldukça önemlidir.

O tarihte Batı Kök Türk hakanı Suyab şehrinde oturmaktadır ve seyyahla ava çıkmışken karşılaşır... Şu tesbitler Budist seyyahın kaleminden neşet etmiş:

"Kağan'ın üzerinde yeşil ipek elbise vardı. Saçları serbestçe havada dalgalanıyordu, başında ucu arkasında upuzun sarkan bir ipek kurdele sarılı idi. Maiyetinde şöyle iki yüz kadar subay vardı, her biri ağır ipek kumaştan elbiseler giymişlerdi.

Sağında, solunda kıta komutanları duruyordu; kürklü elbiseler giymiş olan bu adamlar ellerinde kargı ve kalkanlarla, bayrak altında yan yana durmuşlardı, arkalarında bulunan Kök Türk askerleri hep deve veya at üzerinde bulunuyorlar, çalımlı atları oldukları yerde tepinip eşiniyorlardı. Bunlar o kadar kalabalıktı ki ucu gözle görülmüyordu."

Seyyah ipekten bahsediyor. İpekyolu'nu elinde bulunduran Türkler kıyafetlerinde ipeğe çokça yer veriyor olmalı.

Mutlaka. Bu tesbit bir vakıa. Binlerce yıldır dünya ekonomisinin can damarı olan ve "İpek yolu" diye adlandırılan ticaret ana arterlerinin üzerinde Türk dilli bozkır halkaları bulunmaktaydı.

Uygurlar hakkındaki kaynaklar ipek üretiminin Uygurlar tarafından da yapıldığını belirtir. Uygurların döneminde ipek üretiminin sadece Çinlilerin ve Türklerin tekelinde olmadığı, hatta Bizans'ta bile kısmi de olsa üretim yapılabildiği kaynaklarda yer alır.

Elbette ki insanların kıyafet olarak seçtikleri ipeğin dışında başka kumaş türleri de bulunmaktadır. Bozkır halkları tarafından yüne dayalı yünlü kumaş, halı, keçe ve kilim gibi tekstil ürünlerinin yanında bitkisel liflerden de kumaş üretimi yapılmıştır.

Türk kavimlerinin atla olan münasebeti malum... Atlar, Türklere bazen yoldaş, bazen kardaş olmuş. Kazaklar at etiyerken, Türkmenlerin bu husustaki mütalaaları "İnsan kardeşinin etini yer mi? şeklinde. Siz bu babta neler söylemek istersiniz?

Türklerin en büyük zevki at bakmaktı... Ecdadımız daha çocuk denilebilecek yaşlardan itibaren ata binmeyi öğrenir ve yaya yürümeyi utanç vesilesi sayarlardı. Atlarla birlikte büyürler ve sadece at üzerinde savaşırlardı.

Söz bu yerde sava geldi. Savaş aletleri için de bir paragraf açalım dilerseniz... Türkler en çok hangi savaş aletlerini kullanırdı?

Hay hay. Türklerin en çok kullandıkları silahlar, hançer, bıçak, yay, başları kemik uçlarından yapılan oklar ve kementtir. Ok ve yay Türklerde vazgeçilmez bir silahtı.

Çinliler Türkler için "Okçu Halk" tabirini kullanmış; atlı okçuları ile tarih sahnesinde yer almıştır.

Türkler, mahiyeti kendilerince malum olan yay ve oklarıyla ve yetiştirdikleri üstün nitelikli atları ve benzeri görülmemiş, tamamen atlı okçuluk üzerine kurgulanmış taktik ve stratejileri ile kendilerinden kat kat güçlü düşman askerlerini çok kısa sürelerde savaş meydanlarından silmişlerdir.

Zırhtan bahsetmediniz...

Zırh savaşçı Türklerin mütemmim cüzüdür. Metalden keçeye kadar pek çok zırh çeşidi ile er meydanında savaş tutulmuştur.

TARİHİ, ESKİ HATIRALARIN ATILDIĞI BİR SANDIK OLMAKTAN ÇIKARALIM

Keçeden yapılma kıyafetlerin veya ipeğin, deri ve kürkün yaralanmalara karşı bir nevi zırh olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Özellikle at üstünde çok süratli hareket edip düşmanı şaşırtma taktiği uygulayan Bozkırlıların ağır metal zırhlar yerine, daha hafif koruyucu materyalleri tercih etmiştir.

Bunlar bazen doğrudan bu malzemelerden oluşturulan kıyafetlerle, bazen de bu malzemelerden bir kaçı bir araya getirilmek suretiyle koruma gücü artırılmış zırhlar haline getirilerek kullanılmıştır.

Özellikle bu tür kıyafetler vur-kaç taktiği uygulayan hafif silahlı süvariler için çok avantajlıdır.

Alt taraflarda yünlü kumaş veya keçe bulunurken üst taraflar ipek kumaşlarla örtülür. Komuta kademesinde olanlar yakalarına samur kürkler takarlarken paltolarının iç kısımlarını koyun postu ile kaplarlardı.

Bazen de keçe ve ipek kumaşların içine saç veya yün doldurarak da "şilte zırh" diyebileceğimiz hafif zırhlar üretmekteydi.

Ağır zırhlı süvariler de bu kıyafetlerden giyinir, üzerine demir zırhları kuşanırlardı. Böylelikle bu malzemeler hem vücudu darbelerden, hem de soğuk ve sıcak havadan korurdu.

Ama sadece kumaş ve deriye dayalı zırhların her zaman iyi netice verdiğini söylemek mümkün değildir; özellikle piyade savaşında.

Son olarak bu hususta okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Gelin hep beraber tarihi eski hatıraların atıldığı bir sandık olmaktan çıkarıp geçmişimizle kavga etmeyi bırakıp, atalarımızın medeniyetine ve mirasına sahip çıkalım

İlginiz için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim İbrahim Bey. 

Bu yazı 23 Ocak 2015 tarihinde Sondevir sitesinde yayınlanmıştır.  



3939 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Bir Burak bekleniyor! - 15/05/2015
Burak, Hakk Teâlâ’nın buyruğuyla “Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya…” götürdü.
Kapalı Çarşı - 03/04/2015
Şiiri, mısralar arasına yüklenen hikmeti, şairi ve bahusus Üstad Sezai Karakoç’u çok severim… Çok sever, eserlerini yana yana, dönene okur dururum, durur okurum… Ondaki aşkın manayı keşfetmeye çalışırım…
Yücelerden Kafile - 27/02/2015
Kitabı heyecanla okumaya başladığınızda kendilerinden bahsedilen evliyalarla konuşup elinizi uzatsanız dokunacak gibi oluyorsunuz.
Çini Ustası - 13/02/2015
Bir gümüş yüzük, üzerindeki turkuvaz taşta Lafza-i Celâl yazılı… İnce, zevkli bir eser… Gönlünde sanat ve estetik güzelliklere açık kapılar bulunan sanatkârın, mezkûr yüzükteki taşı temaşa etmesiyle çini ile ünsiyeti başlamış…
Masalsız Çocuklar - 12/01/2015
Size masal mı anlatayım çocuklar! Hiç duymadığınız, aşinası olmadığınız masallardan mı söz edeyim size, yoksa kulaklarınıza ninni mi fısıldayayım!
Hangi Yılbaşı! - 30/12/2014
Okuyucularımız yılbaşı adetini, tüketim çılgınlığını, pagan kültürünü, Aziz Nicholas’ı, çevre tahribatını değerlendirdi...
Savaş Çevik’ten “Denge” - 26/12/2014
“Güzel yazı, hocanın öğretişinde gizlidir. Güzelleşmesi çok yazmakla; güzelliğini devam ettirebilmek İslâm dinine bağlılıkla mümkündür.” Hz. Ali
Anadolu'da Sanat Zamanı - 20/12/2014
İstanbul’da olduğu gibi tüm Anadolu kentlerinde de geleneksel sanatlarımız mahir üstadların marifetiyle yeni eserler ve isimlerle taçlanıyor.
Girişimcilik hayâlle başlar - 24/11/2014
Ahlâk herkese lazım. Dolayısıyla girişimciye de ahlak, güzel ahlâk çok yakışır.
 Devamı
Fikir Konağı
Abdullah Küçük
Ne Söylediğin Değil, Nasıl Söylediğin Önemlidir

Abdullatif Acar
Umut Adına Martı Olmak

Ali Haydar Koyun
Konu engelliler olunca, üç maymunu oynamaya devam!

Aslı Ersoy
Zıtlıkların Öğretisi*

Aynur Hazar
Nice Ömürler Eskir Yaşamanın Teninde

Aytekin Duran
Görmek ve Duymak Nasıl Bir Duygudur...

Beyhan Uygur
Şekerci Dede ve Tonton Eşi

Burak Kılıçaslan
Burak Kılıçaslan: Emin Demir ile "Ferman" Üzerine Bir Söyleşi

Gülhan Teke Genç
Evrildik (mi?)

Hanife Mert
Eylül ve Hüzün

Hatice Yatkın Yetişen
Adımı Unutma (İmza: Kadın) / Kitap Yorumu

Mecbure İnal Vela
Çizdim, oynamıyorum!

Murat Şaşzade
Küçük Tuhaflıklar

Nagihan Örsel
Sadece SEN!

Necdet Bayraktaroğlu
Büyük Türk Devlet Adamı Timurhan'ın Hayatı, Vasiyeti ve Yasası olan Tüzükat-ı Timur

Nermin Güday Kaçar
Asker Yolu Beklerim

Nurcan Dağ
Yalancı Pollyanna Kitap İncelemesi

Nurittin Günay
Gülden

Özlem Akşit
Selamlaşma Geleneğinin Toplum ve Gençliğimiz İçin Anlam ve Önemi

Pakize Şeyma Kandemir
Salgının Yeni Yazarları 1

Şükran Pınarcan
Duran Çetin Cüneyt kitabı yorumu

Turan Yalçın
Karınca Fabrikası

Zehra Gaylan
"Her bir Yara'dan Haberdardır YARADAN..."

Afşin Selim
Kitapla Diriliş

Ahmet Aytaç
Yazmak kolaydır, Okutturmak büyük marifet ister...

Altun Özmeşe
Kalpteki Kor Parçası

Ayşen Kurban
Eksiğim

Çağrı Cebeci
Çağrı Cebeci: Yaşlılık

Dilruba Başak
Her Şey Sevince Güzel

Diyanet İşleri Başkanlığı
Öfkeye Hakim Olmak

Engin Dinç
Dil Belası

Ergül Yılmaz
Bir Demet Şiir

Gamze Karadağ
Kayahan Demir: Gaipten Sesler

Gamze Parlak
İnsanlık Nereye Gidiyor

Gözde Karadağ
Gözde Karadağ: Hakan Yusuf Yılmaz - Alpagut Budun 1 Beklenmedik Keşif

Havva Yaşar
Tefekkür Üzerine Hasbihal

Hayrettin Gönül
Zaferimiz Daha Bir Yaşında!

İbrahim Ethem Gören
Bir Burak bekleniyor!

İlhan Özgür
Türk Eri

Kaşif Meriçli
Kaşif Meriçli: Little Fugitive

Mahmut Ferhat Alptekin
Demokratik Sol

Mehmet Aydın
Ömer Faruk Kaya: Sus ve Bana Aşkı Anlat

Merve Güney
Güneşin Kızı Biterken

Meryem Seyda Parlak
Psikoloji’ye (Ruh Bilimine) Olan İhtiyaç

Muharrem Dere
Doğu, Batı. Dost, Düşman! Kime Göre?

Murat Ginlik
Kısacık ve Çok Uzun Bir Hikâye

Mustafa Gündoğdu
Ölüm Var...

Nazan Arısoy
Yağmur'un Aşka Teslim Oluşu

Necati Dilek
Uğruna Şiirler Yazılan Kadın

Nurhan Işkın
Dedemin Saati

Selahattin Doğan
İyilikde İnatlaşmak

Yasemin Ilgın
Yasemin Ilgın: Hayallerim

Zeynep Didem Gezgin
Merhamet