• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kitapkonagi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905334645270
Okuyalım, Okutalım
Takvim
Site Haritası
İbrahim Ethem Gören
Çini Ustası
13/02/2015

Bir gümüş yüzük, üzerindeki turkuvaz taşta Lafza-i Celâl yazılı… İnce, zevkli bir eser… Gönlünde sanat ve estetik güzelliklere açık kapılar bulunan sanatkârın, mezkûr yüzükteki taşı temaşa etmesiyle çini ile ünsiyeti başlamış  O ünsiyet, o yüzük, o turkuvaz, o Allah (cc) sülüs istifi “usta”yı bugünlere taşımış… Tezhip çalışıyorken toprağa dokunmuş ve böylelikle çini ile hemhâl oluşu bitmez tükenmez bir serüvene dönüşmüş… Ankara’dan başlayıp da ötelere ve öteler ötesine uzanan bir serüvene…

Geleneksel sanatlarımızın tamamı mükâşefe sanatıdır. Sanatkâr kesretü’l-meşkle/çok çalışmakla hizmetinde bulunduğu, eser ürettiği, talebe yetiştirdiği sanat dalında bir ayağı sürekli geleneğe yaslanarak, oradan kuvvet alarak yeni mana arayışlarına çıkar... Bu minval üzere çini estetik bir keşif kaynağıdır onun için... Zengin kültürümüzün, atalar yadigârı estetiğimizin, ruhuna yansıyıp saf beyaz üstünde lacivert, turkuvaz renklere dönüşen bir keşif; yahut fetih… Çünkü sanat fetih yürüyüşüdür… Estetik sevdalılarının yüreklerine dokunarak hak ve hakikate doğru evrilmelerine vesile kılınacak olan bir fetih yürüyüşü… Çünkü öz sanatlarımızla şah damarından yakaladığımız her bir beden/ruh fethedilmiştir.

Sanatkâr okur, üretir, yazar, çizer, tasarlar, resmeder, boyar, pişirir, şükreder, hamd eder… Eskiler, “Ağaç yaş iken eğilir” demiş. Ne kadar isabetli bir söz… Çini ustasının da öz sanatlarımızla irtibatı çocukluk yıllarındaki okuma ve boyama sevdasına uzanıyor… Okumak ve resmetmek çini onu saatlerce yerinde durduran iki unsur olmuş... 5 yaşında okumayı öğrenmiş ve kitaplar vazgeçilmez dostları haline gelmiş o günlerden bugüne... Anneannesi ve dedesiyle birlikte yaşadığı ilkokul yıllarında dedesinin ona kitap almaya yetişemediğini ve bir kırtasiyeyle anlaşıp “Okuyup getirsin okumadığı ile değiştirsin” dediğini biliyoruz. Okumak ve resim yapmak hariç hareketli bir çocuk olduğundan onu bir köşede sessiz sakin görmek isteyen akrabalarının, eşinin-dostunun ellerinden hediye kitap ve boyalar eksik olmazmış ziyaretlerinde.

Ortaokul ve lise yıllarında başladığı suluboya ve yağlıboya resim merakı yirmili yaşlarda  "Bunlar bana yetmiyor" gerekçesiyle bitmiş. El dekoru fayans, cam, ahşap vs. malzemeler üzerine de çalıştıktan sonra  farklı ticari alanlara geçiş yapmış. Aynı yıllarda kütüphanesinde bulunan el yazması Kuran-ı Kerîm’lerin süslemeleri de ilgisini çekiyor ve serhevha tezhiplerini kuru boyalarla kâğıt üzerinde taklit etmeye çalışıyormuş. “Ben de nasıl yapabilirim?” merakı, muhatabımızın içinde hale hale büyürken, Kültür Bakanlığı tezhip kursları ile geleneksele adımını atmış.

Tezhip çalışırken yıllar içerisinde hat, minyatür, ebru, kaat'ı gibi sanatlardan da denemeleri olmuş. Ona; Ayşe Sultan’a, “Çiniyi nasıl tarif edersiniz?” şeklinde bir mukadder sual iletecek olursanız “Şimdi yaptığım sanatı tanımlarken kullandığım gibi "Bir gün toprağa dokundum. O dokunuş yeni bir başlangıçtı.” cevabını alırsınız.

Hayat, uzun ince bir yolculuk… Sırrına vâkıf olabilene hakikat yolculuğu... Ankaralı usta sanatkâr, bu yolculukta hayatı ve hakiki olanı keşfetmeye çalışıyor, bir adım öte keşfettiklerini yaşıyor. Hayatı, hakikati, kendini, nefsini tanıma azminde bulunuyor. Çünkü “Men aref…” sırrı mühim. Çünkü "Nefsini bilen Rabbini bilir.”

Çinicinin İslâm-Türk tezyini sanatlarından tezhipte eskilerin “Efradını cami ağyarını mani” dedikleri tarzda bir derinliği var. Tezhibe “Karamemi mesleği” diyecek olursak bu alandaki ustalığı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in talebelerinden, “hocaların hocası” Memmune Birkan’dan almış. Desen ve tasarıma vukûfiyeti sayesinde çiniyi ise tabiri caizse didikleye didikleye öğrenmiş Kütahyalı çini ustalarından… Ve halen de öğrenmeye, kendini geliştirmeye devam ediyor. Ankaralı sanatkâr, Kütahya çiniciliğini zorlamasız, kendi yatağında, sessiz, ama derinden akan; içten içe çağlayan bir ırmağa benzetiyor.

Talebelerine renkten, desenden, çiniden önce edebi öğretiyor. Vefayı hâl lisanıyla talim ettiriyor… Çini ustası edebi önemsiyor, edebin; usulün, sanattan ve bahusus her şeyden önde olduğunu bilerek bu noktada sadrından satırlara düşenleri şöylesi kelimelerle not ediyor. “Edep, illa edep... Öğrenmeye talip olanın en önemli özelliği edebi olmalı... Talebenin gerçekten ne öğreneceğine karar vermiş olması, öğrenmek istediği konu ile ilgili araştırma yapıp az-çok fikir sahibi olması ve en önemlisi de hocasını seçmesi önemli…”

Talebenin hocasından beklentileri olduğu gibi hocanın da sanatını, sanatının izzetini öğreteceği talebelerinden beklentileri vardır…  Estergon Kalesi’ndeki atölyesinden içeriye neşe ve heyecanla girip de öğrenmek için tüm olumsuzlukları üzerindeki bir hırka gibi çıkarıp askıya asabilen talebeleri arıyor; maksada yönelip hedefe doğru gitmeye kararlı, azimli ve dürüst, saygılı kişilerle birlikte çalışmayı arzu ediyor. O, her daim bardağın dolu tarafını görüyor ve öğrencilerini yüreklendirip önlerini açıyor… Ona göre eğitimde takip edilmesi gereken zaruri tertipler vardır. Tertibe, usule riayetle, azim ve kararlılıkla iyi bir hocanın rehberliğini kabul eden ve sıraya riayet eden talebenin başarısız olması söz konusu değildir. Çini ustası, halden anlayan, acelesiz bir teslimiyetle öğrendiklerini ruhuna nakşederek öğrenen talebeyi güzel bir hediye olarak telakki ediyor.

 

Uzun zamandan beri hocalık yapsa da içindeki okuma, öğrenme, yeni keşifler yapma idraki hiçbir zaman kesintiye uğramıyor, sürekli öğrenmeye açık olmayı farklı bir duygu hali olarak vasıflandırdıktan sonra naif bir ses tonuyla bu satırların yazarına şöyle hitap ediyor: “İbrahim Ethem Bey, talebelik ömrüm oldukça bitmesini hiç istemediğim bir süre... Bir tatlı telaş, öğrenmek, uygulamak, ortaya çıkan işe bakarken yaşanılan haz… Denemek istediklerin, öğrenmek istediklerin için zamanın yetmediğini, yetmeyeceğini düşünmek… Bir yandan sabır ile saatlerce çizmek çizmek... Kâğıt üzerinde kalemin raksı... Uçuşan yapraklar, rumiler... Sabaha karşı gözlerinin ışığını örterken gözkapakların, rüyalarda hatailer çizmeye devam etmek... Ve bir ses işitmek derinden ”Aferin, oluyor devam!” Bu sesi tekrar tekrar, bin kere duymak için çalışmak, çalışmak… Ellerinle kazmak toprağı, tohumları ekmek, damla damla sulamak ve bir gün minik yeşil bir yaprak ucunun kıvrılarak selam vermesi, topraktan baş vererek... O yeşil yaprak benim aferinim ve ben binlerce aferinle, ormanlar büyütmek istiyorum… Alçak gönüllülükle süslediğim eskimiş değil, eski olacak işler yapmak istiyorum.”

Çini sultanının derslerine yoğun bir talep var ve dolayısıyla çiniye olan ilgi onu ziyadesiyle mutlu ediyor. Ustamızın öğrencileri hocalarına olduğu gibi çini sanatına da büyük bir sevgiyle bağlı. Geleneksel sanatların tamamını tanımaktan, bilmekten bahtiyarlar…

Yiğit adamın yiğit kızı o… Ankara’da küratörlüğünü yaptığı Erzurumlu sanatkârların “Hû” serlevhalı Esma-i Hüsna hat-tezhip sergisinde Başbakan Ahmet Davutoğlu, çini ustasına “Yiğit adamın yiğit kızı” şeklinde hitap etmişti. Yiğitler, yiğit evlatlar yetiştirir, nur içinde yatsın, pirimiz Ercüment Özkan Ağabeyimiz.

Renk ahenktir, ahenk renk! Sanatkâr renklerin içindedir. Bazen renklerin deryasına, ilhamına, cazibesine dalar, Ressam Yasin Börekoğlu misali, elini, yüzünü, gözünü boyar… Renklerle, desenlerle, çizgilerle, şekillerle, hemhâl olur, her daim renklerin gökkuşağının içerisinde bulunur. Çini ustası da renklerin içinde, önünde, arkasında ama her daim tam ortasında bulunuyor. Renkleri seviyor, en çok da turkuvazı, laciverdi...

Ustanın “Sana bir kez ihanet edeni affedersen seni yine kullanır, çünkü ihanet bir ruh hali değil, karakterin dökülüş biçimidir” cümlesinin altına imzamı atıyorum. Ona göre ihlâs ve samimiyet önemlidir. Herkes için de böyle olmalı değil mi? Çünkü din samimiyettir.  Dini bütün insanın özüyle sözü, haliyle kâli bir olmalıdır. Sanatkâra göre samimi kişi diliyle söylediğini kalbi tasdik edendir ve samimi Müslüman bizatihi Allah’ın koruması altındadır.

Sanatkâr çevresinde dünyada olup bitenlere seyirci kalmaz, kalamaz, kalmamalıdır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in, “Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum/Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum” mısralarıyla ifadesini bulan ruh haline sahiptir ukba sevdalıları… “Ne kadar naifmişim meğer… Hastalandım, maç seyreder gibi canlı yayında Filistinlilerin ölümünü izleyemedim. Tükendim… Bazen anlatmak istediklerimizi kelimelerle ifade edemiyoruz, elbet dua etmeliyiz, hem de en sıkısından” mülahazalarına sahip olan ustamız, bir yandan dilinden duayı eksik etmiyor, diğer yandan da eserlerinden elde ettiği gelirlerle mazlum Müslümanların imdadına yetişmenin telaşında bulunuyor.

Sanat ulvi bir uğraştır. Sanat, sanat için yahut toplum için değil, Hakk ve hakikat için yapılır, ez cümle sanat bizatihi inanç içindir. Böylelikle sanat bir haz, avuntu ya da eğlence değildir ve öyle de olmamalıdır. Çok yüce bir şeydir sanat. Çini ustasına göre sanat, insanların bilincini ve aklını, duygu alanına aktaran bir insanlık yaşam aracıdır. Buhranlar içerisinde kıvranan dünyamız ve cemiyetimiz bu araca öylesine muhtaç ki!

Bu yazının kahramanı, talebesiyle, çevresiyle sanatkâr dostlarıyla her şeyi paylaşıp ilminin zekâtını bi-tamamiha veriyor. Süleyman Hilmi Silistrevi’nin (ks) Hazretleri’nin talebelerinin irfanında kolayca yer etmesi için latife babında söylediği “Men kazara çukura ahîhi düşeru kendûsî” kelâmını aklından, hatırından çıkarmayıp bu hususta “Ekmeğim aşım helâl olsun yiyene, içene. Ama hakkım helâl değil; dost gibi görünüp kuyumu eşene…” diyor ve ekliyor: “İnsanlar arada bir dönüp kendi karakterlerini ‘check-up’tan geçirseler, kötü taraflarını tedavi etseler, iyi taraflarını güçlendirseler ne güzel olurdu!” Bize bu hissiyata yönelik içten bir “Eyvallah” demek düşüyor.

Bir zaman kendisine nâmı büyük Ankara’nın sanat ortamına dair bir sual tevcih ettiğimde şunları söylemişti: “Öyle güzel bir rengin boyasına boyanmışım ki, bence atmosfer harika... Ankara'da güzel işler yapılıyor, daha da güzelleşecek her şey inşallah… Yıllardır bu sanatların tırnak tutması için kadim şehirde bıkmadan, usanmadan çalışan tüm ustaların yolları açık olsun… Bayrağı alan koşmaya devam ediyor ve Ankara’da geleneksel sanatlar gittikçe büyüyen bir ilgi görmeye başlıyor.”

Ankaralı ustanın en sevdiği şeylerden biri de tek başına duygularını çiniye aktarabildiği zamanlar… Öncelikli olarak yapmak istediği şey; klasik Türk ebrusunun yaşayan piri Alparslan Babaoğlu’nun da yaptığı gibi seçerek aldığı öğrencilerini çıraklıktan, kalfalığa ve oradan da ustalığa taşıyabilmek. Bu uğurda vaktinin büyük bir bölümünü atölyesinde geçiriyor. Atölyesi onun yaşam alanı... Ders günlerinin haricinde, çalışmak-üretmek ve yeni projelere hazırlanmakla meşgul oluyor. Kendini çiniye öyle kaptırıyor ki çoğu zaman hayatı sadece atölyede olup bitenlerden ibaretmiş gibi sanıyor.

Çark başında eser, çamur, hayal aheste aheste dönüp şekillenirken o da tarafını seçiyor… Hakk’tan yana dönüyor, ruhu, düşünceleri Mescid-i Nebevi’yi ziyaret edip geliyor, lakin çark ustasının naif nabzı Ravza-i Mutahhara’nın asırlık çinilerinde atmaya devam ediyor.

Suluhan’daki atölyesinde çini çalışırken tüm mevsimleri yaşıyor… Bahçeye bakarken gözleri uzaklara dalıp “Bazı hayatlar aslında çok daha önceleri çakışmalıydı, geç kalmış dostluklara bugünlerden selâm olsun...” diyor.

Makinist, Anadolu türküleri söylerken, tren hızla geçerken köylerden, şehirlerden ve renklerin en güzeli yeşillerden, onun da içinden şiirler; çini rengine boyanan öyküler geçiyor... Bense bu Cuma yazısını kaleme aldığım soğuk bir pazar günü memleket şairi Faruk Nafiz Çamlıbel’in mısralarıyla ısınıyorum:

Sen kubbesinde ince bir mozaik arar da
Gezersin kırk asırlık bir mâbedin içini
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda, 
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini 

Bu yazı 12 Şubat 2015 tarihinde Sondevir sitesinde yayınlanmıştır.



1374 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Bir Burak bekleniyor! - 15/05/2015
Burak, Hakk Teâlâ’nın buyruğuyla “Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescid-i Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya…” götürdü.
Kapalı Çarşı - 03/04/2015
Şiiri, mısralar arasına yüklenen hikmeti, şairi ve bahusus Üstad Sezai Karakoç’u çok severim… Çok sever, eserlerini yana yana, dönene okur dururum, durur okurum… Ondaki aşkın manayı keşfetmeye çalışırım…
Yücelerden Kafile - 27/02/2015
Kitabı heyecanla okumaya başladığınızda kendilerinden bahsedilen evliyalarla konuşup elinizi uzatsanız dokunacak gibi oluyorsunuz.
Asker elbisesi düşmanda korku uyandırmalı - 24/01/2015
Türk devletleri askeri kıyafetleri konusunda çalışmalar yapan, Talimhane Okçuluk Kulübü Başkanı Av. Adnan Mehel ile tarihi Türk devletlerinin askeri kıyafetleri üzerine hasbıhal ederek, ecdadımızın savaş kıyafetlerini irdeledik..
Masalsız Çocuklar - 12/01/2015
Size masal mı anlatayım çocuklar! Hiç duymadığınız, aşinası olmadığınız masallardan mı söz edeyim size, yoksa kulaklarınıza ninni mi fısıldayayım!
Hangi Yılbaşı! - 30/12/2014
Okuyucularımız yılbaşı adetini, tüketim çılgınlığını, pagan kültürünü, Aziz Nicholas’ı, çevre tahribatını değerlendirdi...
Savaş Çevik’ten “Denge” - 26/12/2014
“Güzel yazı, hocanın öğretişinde gizlidir. Güzelleşmesi çok yazmakla; güzelliğini devam ettirebilmek İslâm dinine bağlılıkla mümkündür.” Hz. Ali
Anadolu'da Sanat Zamanı - 20/12/2014
İstanbul’da olduğu gibi tüm Anadolu kentlerinde de geleneksel sanatlarımız mahir üstadların marifetiyle yeni eserler ve isimlerle taçlanıyor.
Girişimcilik hayâlle başlar - 24/11/2014
Ahlâk herkese lazım. Dolayısıyla girişimciye de ahlak, güzel ahlâk çok yakışır.
 Devamı
Fikir Konağı
Abdullah Küçük
Ne Söylediğin Değil, Nasıl Söylediğin Önemlidir

Abdullatif Acar
Umut Adına Martı Olmak

Ali Haydar Koyun
Konu engelliler olunca, üç maymunu oynamaya devam!

Aslı Ersoy
Zıtlıkların Öğretisi*

Aynur Hazar
Nice Ömürler Eskir Yaşamanın Teninde

Aytekin Duran
Görmek ve Duymak Nasıl Bir Duygudur...

Beyhan Uygur
Şekerci Dede ve Tonton Eşi

Burak Kılıçaslan
Burak Kılıçaslan: Emin Demir ile "Ferman" Üzerine Bir Söyleşi

Gülhan Teke Genç
Evrildik (mi?)

Hanife Mert
Eylül ve Hüzün

Hatice Yatkın Yetişen
Adımı Unutma (İmza: Kadın) / Kitap Yorumu

Mecbure İnal Vela
Çizdim, oynamıyorum!

Murat Şaşzade
Küçük Tuhaflıklar

Nagihan Örsel
Sadece SEN!

Necdet Bayraktaroğlu
Büyük Türk Devlet Adamı Timurhan'ın Hayatı, Vasiyeti ve Yasası olan Tüzükat-ı Timur

Nermin Güday Kaçar
Asker Yolu Beklerim

Nurcan Dağ
Yalancı Pollyanna Kitap İncelemesi

Nurittin Günay
Gülden

Özlem Akşit
Selamlaşma Geleneğinin Toplum ve Gençliğimiz İçin Anlam ve Önemi

Pakize Şeyma Kandemir
Salgının Yeni Yazarları 1

Şükran Pınarcan
Duran Çetin Cüneyt kitabı yorumu

Turan Yalçın
Karınca Fabrikası

Zehra Gaylan
"Her bir Yara'dan Haberdardır YARADAN..."

Afşin Selim
Kitapla Diriliş

Ahmet Aytaç
Yazmak kolaydır, Okutturmak büyük marifet ister...

Altun Özmeşe
Kalpteki Kor Parçası

Ayşen Kurban
Eksiğim

Çağrı Cebeci
Çağrı Cebeci: Yaşlılık

Dilruba Başak
Her Şey Sevince Güzel

Diyanet İşleri Başkanlığı
Öfkeye Hakim Olmak

Engin Dinç
Dil Belası

Ergül Yılmaz
Bir Demet Şiir

Gamze Karadağ
Kayahan Demir: Gaipten Sesler

Gamze Parlak
İnsanlık Nereye Gidiyor

Gözde Karadağ
Gözde Karadağ: Hakan Yusuf Yılmaz - Alpagut Budun 1 Beklenmedik Keşif

Havva Yaşar
Tefekkür Üzerine Hasbihal

Hayrettin Gönül
Zaferimiz Daha Bir Yaşında!

İbrahim Ethem Gören
Bir Burak bekleniyor!

İlhan Özgür
Türk Eri

Kaşif Meriçli
Kaşif Meriçli: Little Fugitive

Mahmut Ferhat Alptekin
Demokratik Sol

Mehmet Aydın
Ömer Faruk Kaya: Sus ve Bana Aşkı Anlat

Merve Güney
Güneşin Kızı Biterken

Meryem Seyda Parlak
Psikoloji’ye (Ruh Bilimine) Olan İhtiyaç

Muharrem Dere
Doğu, Batı. Dost, Düşman! Kime Göre?

Murat Ginlik
Kısacık ve Çok Uzun Bir Hikâye

Mustafa Gündoğdu
Ölüm Var...

Nazan Arısoy
Yağmur'un Aşka Teslim Oluşu

Necati Dilek
Uğruna Şiirler Yazılan Kadın

Nurhan Işkın
Dedemin Saati

Selahattin Doğan
İyilikde İnatlaşmak

Yasemin Ilgın
Yasemin Ilgın: Hayallerim

Zeynep Didem Gezgin
Merhamet