• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kitapkonagi
  • https://api.whatsapp.com/send?phone=+905334645270
Okuyalım, Okutalım
Takvim
Site Haritası
Necdet Bayraktaroğlu
Padişah I. Ahmed'e Aziz Mahmut Hüdai Hazretlerinin Mektubu
06/11/2014
Padişah I. Ahmet 18 Nisan 1590 yılında Manisa’da doğdu. Padişah III. Mehmed’in oğludur. Ondördüncü Osmanlı padişahıdır. Babası III. Mehmed’in vefatı üzerine 21 Aralık 1603’te Eyüp Sultan’da kılıç kuşanarak 14 yaşında padişah oldu. 14 yıl padişahlık yaptı. 28 yaşında genç yaşta vefat etti. Kendi inşa ettirdiği Sultan Ahmet Camii yanındaki türbesine defnedildi. (1617) O zamanın ileri gelen alimlerinden çok iyi bir eğitim aldı. Arapça ve Farsçayı mükemmel konuşurdu. Ok atma, kılıç kullanma ve ata binmede usta idi. Savaş ve askerlik alanlarında bilgiliydi. O dönemdeki din bilginleri olan Abdulmecid Sivasi ve Aziz Mahmud Hudayi Hazretlerinin sohbetlerine katılır, feyz alırdı. Allah-ü Teala’nın emir ve yasaklarına uymakta çok titizlik gösterir, insanların hakkını gözetmede de çok dikkatli davranır, hak ve adaletten ayrılmazdı. 


Padişah I. Ahmet’in yaptığı en önemli işlerden birisi padişah olduğunda küçük kardeşi Mustafa’yı öldürtmedi. Padişah olanların, kardeşlerini öldürmelerine son verdi. Ona göre, Osmanlı soyundan en yaşlı olan veliaht olacak ve padişah öldüğünde tahta çıkacaktı. 


Padişah I. Ahmet, kendisinden önce devam eden Avusturya ve İran savaşlarına son verdirdi. Hem doğuda hem batıda ard arda yapılan savaşlarla, Osmanlı askeri, sosyal ve ekonomik yönden yıpranmıştı. Avusturyalılarla 11 Kasım 1606 yılında yapılan Zitvatorok Antlaşmasıyla bir müddet barış içinde kalınmasını sağladı. Yine İranlılarla yapılan savaşlarda, hem devam eden Avusturya savaşı, hem iç isyanlar yüzünden Osmanlı ordusu başarılı olamıyordu. 1612 yılında yapılan Nasuh Paşa antlaşması ile İranlılarla da bir müddet barış sağlanmış oldu. 


Padişah I. Ahmet’in döneminde, iç isyanların çok fazla yaşandığı bir dönemdir. Uzun süren savaşlar sonunda ülke içinde asayişsizlik artmış ve çevrelerine 30 000-40 000 kişilik bir kuvvet toplamayı başarabilen celaliler, devletin başına bela olmuşlardı. En başlıcaları Karayazıcı, Saraçoğlu Ahmet, Deli Hasan, Can Bolatoğlu, Kalenderoğlu, Cemşit ve Muslu Çavuş isyanlarıdır. Anadolu’daki bu Celali isyanları, Sadrazam Kuyucu Murat Paşa tarafından sert tedbirler ve yöntemlerle bastırılmıştır. 13-14 sene süren bu isyanlar sebebiyle Anadolu, Suriye, Irak’ta asayiş kalmamış, ticaret durmuş, iktisadi hayat tamamen çökmüştü. İsyancıların zulmünden köylüler şehir ve kasabalara sığındıkları için ziraat yapılamamış, memlekette kıtlık baş göstermişti. Padişah I. Ahmet, isyanların bastırılmasından sonra köylülerin yerlerine dönmesine ve ziraat, ticaret yapmalarına kolaylık sağladı. 


Padişah I. Ahmet memleketin imarı için de çalıştı. Yaptığı hayırlı hizmetlerin başında bugün yerli ve yabancıların hayran kaldığı, ziyaret ettiği sanat abidesi olan Sultan Ahmet Camii yer alır. Caminin temel atılmasında hocası Aziz Mahmud Hudayi Hazretlerini ve diğer alimleri davet etti. 6 minaresi ve 24 metre çapında kubbesi ve 21043 çinisi bulunan Sultan Ahmet Camii aşevi, imaret, medrese, mektep, darüşşifa, askerler için odalar, dükkanlar, bir sebil, padişah için hazırlanan türbeden oluşan bir külliye ile birlikte, faaliyete hazır hale geldi. Açılış için Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri davet edildi. O günde aksine fırtına vardı ve denizde çok dalgalı idi. Kayıkçılar bu nedenle denize açılmıyorlardı. Aziz Mahmud Hudayi hazretleri birkaç talebesiyle birlikte Üsküdar’dan devamlı bindiği kayıkçısı ile denize açıldı. Allah-ü Teala’nın izni ile dalgalar kayığa tesir etmiyor, kayığın ön ve arka taraflarında dalgalar oluşmuyordu. Herkes denize çıkmazken, Mahmud Hudayi Hazretleri selametle karşıya geçti. Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu yola Hüdayi yolu adı verildi. Büyük bir merasimle cami hizmete açıldı. Cuma hutbesini Aziz Mahmud Hudayi hazretleri okudu. 


I. Ahmet Han Mekke ve Medine için de hayırlı hizmetler yaptı. Kabenin örtülerini İstanbul’da dokuttu. Kabe için altın oluklar yaptırdı. Zemzem suyu için demirden bir kafes yaptırarak suyun bir metre altına yerleştirip, kuyuya düşen insanların boğulmasını önlemiş oldu. 


Sultan I. Ahmet, hocası Aziz Mahmud Hudayi Hazretlerini çok sever, ona karşı hürmet ve ikramda kusur etmezdi. Ziyaretine gider, ilim ve feyzinden azami derecede istifadeye çalışırdı. Padişah bu nimete şükrünü şu şiiri ile dile getiriyordu. 


“Varımı ben Hakk’a verdim, gayri varım kalmadı,
Cümlesinden el çekip pes du cihanım kalmadı.
Çünkü hubbullah erişti, çekti beni kendine,
Açtı gönlüm gözünü, gayri gümanım kalmadı.


Evliyanın himmeti, yaktı beni kül eyledi,
Safiyim, buldum safayı, dil cihanım kalmadı.
Ahmedi der, “Ya ilahi! Sana şükrüm çok-durur”,
Hamdulillah ask-ı Hak’tan, gayri varım kalmadı.” (1)


Padişah I. Ahmet yine Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerini ziyaret ettiği bir gün “Efendim acaba zat-ı alinizin bizlere bir vaat ve müjdeniz yok mudur?” diye sorunca Mahmud Hüdayi Hazretleri ellerini semaya kaldırıp “Yarabbi! Kıyamete kadar bizim yolumuza katılanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip ruhumuza Fatiha okuyanlar bizimdir. Bize talebe olanlar denizde boğulmasınlar. Ömrünün sonlarında fakirlik görmesinler. İmanlarını kurtararak gitsinler ve öleceklerini bilip haber versinler” diye dua etti.


Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri 1541 yılında Ankara’nın ilçesi Şerefli Koçhisar’da doğdu. 1628 yılında vefat etti. İstanbul Üsküdar’da kendi dergahı yanındaki türbesine defnedildi. Asıl adı Mahmud’dur. Hüdayi ve Aziz sıfatı kendisine sonradan verilmiştir. Çocukluğu Sivrihisar’da geçti. İlk tahsiline burada başladı. Daha sonra eğitimine devam etmek için İstanbul’a gitti ve Ayasofya Medresesinde tahsiline devam etti. Mahmud Hüdayi genç yaşta tefsir, hadis, fıkıh öğrendi ve zamanın fen ilminin de, büyük alim oldu. Hocalarından Nasırzade Ramazan Efendi onun eğitimine özel önem verdi ve kendisine de yardımcı aldı.
 

Bir taraftan hocasına yardım ederken, bir taraftan halveti yolunun şeyhlerinden Musluhiddin Efendinin sohbetlerine katılarak, tasavvuf yolunda ilerlemeye başladı. Hocası Ramazan Efendinin Edirne Sultan Selim Medresesine tayini çıkınca, onunla birlikte gitti. Sonra hocası Şam ve Mısır’a giderken onu da götürdü. Mahmud Hüdayi Hazretleri 33 yaşında iken, hocası Ramazan Efendi ile birlikte Bursa’ya geldi. Hocasının ölümünden sonra Bursa Kadılığı görevini yapmaya başladı. Sonra kadılığı bırakarak Muhammed Üftade hazretlerinin talebesi oldu. Üftade hocasının yanındaki hizmetinden sonra icazet alarak, Ayasofya Camii tekkesinde hocalık yaptı. Fatih Camiinde talebelere tefsir, hadis, fıkıh dersleri verdi. Üsküdar da kendi dergahının bulunduğu yeri satın aldı ve dergahı yaptırdı. Yüzlerce talebeyi yetiştirdi.
 

Kısa zamanda namı her tarafa yayıldı. Devrin padişahları ona hürmette kusur etmiyorlardı. Padişahlardan III. Murat, III. Mehmet, I. Ahmet, II. Osman ve IV. Murat Han’a nasihatlerde bulundu. IV. Murat Hana saltanat kılıcını kuşattı. Padişahların davetlisi olarak saraya gidip sohbetlerde bulundu. Belirli günlerde camilerde vaaz vererek insanları aydınlattı. O devirde Hüdayi Dergahı İstanbul’un en önemli kültür merkezi haline gelmişti. Herkes onun sohbet, irşad ve hizmet kapısına koşuyordu. Dergahı bir saadet ve gönül mekanı olmuştu.
 

Padişahların adil, gayretli ve maneviyat bakımından bilgileri olmaları için, mektuplar yazarak onlara nasihatlerde bulunuyordu. 


Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri padişahlardan I. Ahmet’e yazdığı mektubunda ona şöyle diyordu:


“Kur’an-ı Azim, kerem sahibi insanın mertebeleri üzerinedir
 

Es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu ve nusretuhu ve ismetuhu fi’d-dareyn

 
Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Şeriat bir ağaçtır, tarikat onun dalları, marifet yaprakları, hakikat ise meyveleridir.”


Kur’an-ı Azim, kerem sahibi insanın mertebeleri üzerinedir. İnsan, beden ve kalp ve ruh ve sır cümlesidir. Sırrın sırrı Sübhandır. Sır-ı Sübhani, insanın sırrını muhafaza eder. İnsanın sırrını ruhun duası himaye eder ve hatta kalbi kaplar ve hıfzeder. Kalbi beden ve ten besler ve terbiye tekmil eder. Tıpkı meyveleri yaprakların, yaprakları dalların, dalları ağaçların, ağaçları da kabukların koruması gibi. Mesela ağacın kabuğu soyulsa, tamamen bozulup çürür. Ne ağaç, ne dal, yaprak, ne de meyve kalmaz, cümlesi kurur.

İnsanın cismi ile kainatın cismi zarf ve kap gibidir ve kabuk ise koruyucudur. Hatta Şeyh-i Ekber (ibn Arabi) buyurur ki: “insan ruhu bedenden ayrılınca, tabi ölüm ile ikinci nefhaya varınca Rahman u Rahim merhamet edip, berzah ruhları için bedenler vücuda getirip, berzah ruhları o bedenleri amellerine uygun bir şekilde muhafaza ve himaye eder. Zira ölmez ise, ya kışta ya yazda elbisesi olmayanlar ne derece sıkıntı çekerlerse, bunlar da öyle sıkıntı çekerler. İkinci nefha olduğu zaman, bedenler yaratıp ortaya çıkarır. Ruhları onlara iade etmek suretiyle ikram eder.”

İnsan varlığının kemali, ten ve beden, ruh ve can, sır ve ruhun ruhu ile ve cümleden sonra Hak ile kaim olup, kaim ve daim olmaktır. İnsanın kemali, nihayette kevni kesrete gelip, şeriat makamında sünnet mertebesinde oturup, cümleyi toplayıcı (cami) olur. Nitekim Şeyhülislam, nizam-ı alemin sebebi, merhum ve mağfurun leh Ebussuud (rahmetullahi aleyh) İslam ve müslimine ve İslam padişahına ziyade hürmetler etmiştir.

Malum-u alinizdir, bilhassa yüce saltanat devrinizde iftihar edilmeye layık bir tefsir yazmıştır. Hanefi mezhebinde ve İslam mezhebinde şarkta ve garpta, Arapta ve Acemde, saltanatınızın iftihar kaynağı olmuştur. Takva ve irfanı da vardır. Şeyhzadedir. Şeriat, tarikat ve hakikatı kendinde bir araya getirmiştir. İstimdad makamındadır. Hakkına riayet, gerekli bir hizmettir.
     
El-Baki hüvallahu’l-Kerim el-Fakir Hüdayi Mahmud.”
Aziz Mahmud Hudayi Hazretleri nasihatlerinde ise şöyle demektedir:
“ Ey oğul, bir mecliste bulunduğun zaman az konuş, sana sorulmayan şeye cevap verme. Bir şey sorulursa cevabını bilmiyorsan, bilmiyorum de. Bilmediğine, bilmem demek ilmin yarısıdır. Eğer cevabını biliyorsan, kısa cevap ver. Sözü uzatma. Mecliste bulunanlara imtehan için bir şey sorma. Onlarla münazara ve münakaşa etme. Kendini beğenerek en başa, en yukarı oturma. Edebe çok riayet eyle. Edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir. Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır.

Arkadaşlarına cömertlik et ve iyi muamelede bulun. Dünya sevgisini gönülden çıkar. Allah-ü Teala’nın rızasına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terk eyle.

Ey oğul, dünya ve dünya nimeti hayaldir. Gökkubbesi altında hiçbir şey aynı hal üzere kalmaz, hep değişir. Onun için dünya malına, makamına ve dünya hayatına güvenme. Biz bu dünyada misafiriz, yocuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. Sıkıntı varsa üzülme. Biran sonra ne olacağımız belli değil “.
Aziz Mahmud Hudayi Hazretleri yedi maddelik öğüdünde de şöyle demektedir:
1- Kuvvetlilerin yükünü zayıflar çekerken, Padişaha tatlı uyku haramdır.
2- Murdar tohumdan temiz meyve hasıl olmaz.
3- Gerçeği söyleyenlerin kalbi kuvvetlidir.
4- Neştere yumruk vurulmaz.
5- Yükü hafif olanlar daha çabuk yürürler.
6- Meyve ile yüklü dal, başını yere eğer.
7- Çıkrığın ardında ihtiyar kadın sana lanet ederken, baş köşeden gelen “ aferinlerin “ kıymeti yoktur.
Kaynaklar:
1-2- Osmanlı Padişahları- Türkiye Gazetesi Yay.-İst.2006- S.163-S.167
3- Tarık Velioğlu- Allah Dostlarından Mektuplar- Hayy Kitap- İst. 2009- S.98-99
4- Yılmaz Öztuna-Büyük Osmanlı Tarihi- Ötüken Yay.- İst. 1994
5- Diyanet İslam Ansiklobedisi- C. 4
6- Ziver Tezeren- Seyid Aziz Mahmud Hüdayi Divanı - İst.1985
7- H. Kamil Yılmaz- Aziz mahmud Hüdayi ve Celvetiye Tarikatı- İst. 1984
8- M. Fatih Ertürk- Osmanlı İmparatorluğu Tarihi- Kalipso Yay.-İst. 2010  



4540 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Büyük Türk Devlet Adamı Timurhan'ın Hayatı, Vasiyeti ve Yasası olan Tüzükat-ı Timur - 06/05/2017
Başarılı bir devlet adamlığının yanında, cesur bir asker, güçlü bir lider, yönetici, aynı zamanda iyi bir siyasetçi ve adil bir hükümdardı.
Türklerin Ehlibeyt Sevgisi - 10/10/2016
Ehl, nesep ve aidiyeti bildirir. Ehl-i Beyt, kelime anlamında “Ev halkı” demektir. Ancak, Müslümanlar arasında ise Ehl-i Beyt anlatım olarak, Hz. Peygamberin evlatları, soyu olarak kullanılmıştır.
Zafernameler (Fetihnameler) - 30/08/2016
Fetihname (Zafername), Türk - İslam devletlerinde hükümdarların savaş sonunda yazıyla sonucu duyurulan belgelerin adıdır.
Hayatımızda Duanın Önemi, Padişah ve Hakanların Duaları - 29/06/2016
Dua, kişinin imdadını Yaradan’ına duyurması, takatsiz kalan kalplerin, güçlü olan Allah’a yaslanması, hatırlanması ve rahmet kapısının çalınmasıdır.
İstanbul'un Tarihi ve Fethi - 27/05/2016
İstanbul, iki kıtayı birleştiren dünyada tek şehirdir.
Müzikle Tedavinin Tarihi, Yeri ve Önemi - 19/03/2016
Müzik, ruhun çeşitli tepkilerini en iyi şekilde yansıtan bir sanattır.
Kutsal Toprakların Türk Kaplanı (Çöl Kaplanı) Fahrettin Paşa - 30/11/2015
Osmanlı Devleti 23 Mayıs 1916 yılında Fahrettin Paşa’yı görevlendirdi.
Kuranı Anlamak ve Yaşamak - 20/06/2015
iman etmenin, ibadet etmenin yollarının nasıl olacağını gösteren vasıta olarak da kitaplar göndermiştir.
Sevginin Gücü İle Engelini Aşan Rabia - 15/05/2015
Engellilere yolda, geçitlerde, taşıt araçlarında yardımcı olalım, yaşamlarını kolaylaştıralım. Onları üzmemeye, incitmemeye özen gösterelim.
 Devamı
Fikir Konağı
Abdullah Küçük
Ev Hapsi Günlerinden

Ali Haydar Koyun
Rakamlarda büyük, güç de zayıf olan topluluk

Derya Kadıoğlu
Dua ve Sabır

Fırat Han Koçak
Dünyayı Sömüren Küresel Çeteler -1

Hanife Mert
Eylül ve Hüzün

Zehra Gaylan Yüksekkaya
Aşure Günü

Abdullatif Acar
Umut Adına Martı Olmak

Afşin Selim
Kitapla Diriliş

Ahmet Aytaç
Yazmak kolaydır, Okutturmak büyük marifet ister...

Altun Özmeşe
Kalpteki Kor Parçası

Aslı Ersoy
Zıtlıkların Öğretisi*

Aynur Hazar
Nice Ömürler Eskir Yaşamanın Teninde

Ayşen Kurban
Eksiğim

Aytekin Duran
Görmek ve Duymak Nasıl Bir Duygudur...

Beyhan Uygur
Şekerci Dede ve Tonton Eşi

Burak Kılıçaslan
Burak Kılıçaslan: Emin Demir ile "Ferman" Üzerine Bir Söyleşi

Çağrı Cebeci
Çağrı Cebeci: Yaşlılık

Dilruba Başak
Her Şey Sevince Güzel

Diyanet İşleri Başkanlığı
Öfkeye Hakim Olmak

Engin Dinç
Dil Belası

Ergül Yılmaz
Bir Demet Şiir

Gamze Karadağ
Kayahan Demir: Gaipten Sesler

Gamze Parlak
İnsanlık Nereye Gidiyor

Gözde Karadağ
Gözde Karadağ: Hakan Yusuf Yılmaz - Alpagut Budun 1 Beklenmedik Keşif

Gülhan Teke Genç
Evrildik (mi?)

Hatice Yatkın Yetişen
Adımı Unutma (İmza: Kadın) / Kitap Yorumu

Havva Yaşar
Tefekkür Üzerine Hasbihal

Hayrettin Gönül
Zaferimiz Daha Bir Yaşında!

İbrahim Ethem Gören
Bir Burak bekleniyor!

İlhan Özgür
Türk Eri

Kaşif Meriçli
Kaşif Meriçli: Little Fugitive

Mahmut Ferhat Alptekin
Demokratik Sol

Mecbure İnal Vela
Çizdim, oynamıyorum!

Mehmet Aydın
Ömer Faruk Kaya: Sus ve Bana Aşkı Anlat

Merve Güney
Güneşin Kızı Biterken

Meryem Seyda Parlak
Psikoloji’ye (Ruh Bilimine) Olan İhtiyaç

Muharrem Dere
Doğu, Batı. Dost, Düşman! Kime Göre?

Murat Ginlik
Kısacık ve Çok Uzun Bir Hikâye

Murat Şaşzade
Küçük Tuhaflıklar

Mustafa Gündoğdu
Ölüm Var...

Nagihan Örsel
Sadece SEN!

Nazan Arısoy
Yağmur'un Aşka Teslim Oluşu

Necati Dilek
Uğruna Şiirler Yazılan Kadın

Necdet Bayraktaroğlu
Büyük Türk Devlet Adamı Timurhan'ın Hayatı, Vasiyeti ve Yasası olan Tüzükat-ı Timur

Nermin Güday Kaçar
Asker Yolu Beklerim

Nurcan Dağ
Yalancı Pollyanna Kitap İncelemesi

Nurhan Işkın
Dedemin Saati

Nurittin Günay
Babamın Jübilesi

Özlem Akşit
Selamlaşma Geleneğinin Toplum ve Gençliğimiz İçin Anlam ve Önemi

Pakize Şeyma Kandemir
Salgının Yeni Yazarları 1

Selahattin Doğan
İyilikde İnatlaşmak

Şükran Pınarcan
Duran Çetin Cüneyt kitabı yorumu

Turan Yalçın
Çay Felsefesi

Yasemin Ilgın
Yasemin Ilgın: Hayallerim

Zeynep Didem Gezgin
Merhamet